Biz oldukça her zaman Bizi Bekleyen Birileri var.

İçimizden gelen çağrı buydu, daha fazla duymazlıktan gelemezdik, Nehir’in minik çığlığı kalplerimizde yankılanınca hiç olmadığımız kadar bir damla olmaya çalıştık tecrübesiz ellerimizle Nehir’le başladık şimdi ise denize ulaşmayı bekleyen minik kollarımızla, geçtiğimiz topraklara çare olmayı umarak ilerliyoruz…

Biliyorduk, bu yollardan geçerken çok fazla ses duyacağımızı, bizi bekleyen çok minik yürekler olduğunu ve birini kucakladıkça diğerine gitmemenin imkânsızlığını… Hepsini tahmin ediyorduk… Hayatın bazılarımızı için bu kadar acımasız olduğunu bilemezdik. Ama bildiğimiz tek bir şey vardı… Mutlaka yapılacak bir şeylerin olduğu gerçeği…

İmkansızlıklar içinde sürdürülen hayatların içinden nasıl cevherler çıktığına şimdi biz bile inanamıyoruz. Ama bu çocuklar mucizelerin başlangıcında en zorunu başarıyorlar… Kendilerine ve yapabileceklerine inanıyorlar… Ve biz de işte tam buradayız, onların yanında, elimizden geldiğince mucizelerine şahit oluyoruz. Bunlardan birini sizinle paylaşmamak olmazdı.

Bize inanan kocaman bir yürek var… Nural Gencoğlu… Bir grup olmaktan çıkıp dernek olmayı başarabildiğimiz zamanlarda bizi henüz tanımadan bir mail göndererek şöyle diyecekti: “ Kim bilir nerelerde kollanıp korunmaya muhtaç çocuklara sevginiz ve gayretiniz ile kol kanat gereceksiniz”  Şimdi onun kelimeleriyle, sadece cesareti ve aklı ile çıktığı zorlu yolda küçük kızımız Arzu’ya ilk bizim ellerimizin uzanmasını bakın nasıl da gururla anlatıyor. :  

 “Sağolun ...Varolun Sedacım....

Çok ama çok makbule geçecek bu yardımınız için...
Hani Kenan abinle tepelerde bir eve gittik ve aklını yarı yitirmiş bir adamla neredeyse koca bir gün  odada kapalı kalıp konuşmuştuk demiştim ya...
İşte o gün o evin koridorunda ayağında şalvarı ve başında ensesinden sıkılmış yemenisi ile kah ayakta dinelen kah çömelen endişeli ve telaşlı ama bir o kadar da suskun bir kız görmüştüm...

Tipik çileli bir köy kızı geldi bana ama öncesinde ailenin yaşadığı felakete derman olabilirmiyiz acaba derken sonradan dram içinde dram olan Arzu'nun öyküsüne tanık olduk....14 yaşında...üç çocuklu bir ailenin en büyüğü...bir yıldır annesinin intiharına ...babasının cinnet geçirmelerine ve yevmiye hesabı çalışarak karınlarını güç bela doyurdukları yoksul bir köyde...onca olumsuzluklara rağmen yapabileceği en iyi şeyi yapmış...dört elle okumaya sarılmış bir kız çocuğu...

Ama çok şükür ki farkındalıkları olan bir çocuk çıktı Arzu...

Kazandığı Sağlık Meslek Lisesine kaydını yine ayni köyden minibüsü olan bir komşu amcaya rica ederek yaptırtmış...Okulların açılacağına yakında bakmış ki evdeki kavga gürültüde sesini duyuramayacak "hiç masraf çıkarmayacağım ...yeter ki bir başlayayım..." diye Merzifon'a beş parasız kapağı atmış...
Gecikmeli gittiği için ne devlet bursu... ne yurt ...ne de kimseden bir yardım ...

Sonunda bu okulda okuyan kasabalı iki kız , ailelerinin tuttukları derme çatma eve almışlar onu... paran olunca sende ödersin diye ...Telefon var arayacak kontür yok....köyüne gidecek para yok ...29 Ekim tatilinde köylüsü olan adamın minibüsünü kollamış....İlk işi köye gidip ıslak kuru bulabildiği erzağı toparlamış ...korkusundan okuldan almasınlar diye de ailesine  "bu bana yeter ....beni hiç merak etmeyin ...." diyebilmiş sadece....

Şimdi düşünüyorum da....İzmir neresi ....Çorum 'un bir köyü ve Merzifon neresi diye....

Sadece cesareti ve aklı ile çıktığı bu yolda bu kıza ilk ve tek ulaşan siz oldunuz Sedacım...

Hani grup olmaktan çıkıp dernek olduğunuzda size duygulanarak bir mail atmıştım...hiç birinizi tanımıyorken daha.....Tutacağınız yolun meşakkatli olacağını iyi bilen biri olarak "kim bilir nerelerde kollanıp korunmaya muhtaç çocuklara sevginiz ve gayretiniz ile kol kanat gereceksiniz " demiştim size...İşte o gün olduğu gibi bu gün de, size bir anne... ayni ülkeyi paylaşan bir vatandaş..bir birey olarak  BBBV Derneğini oluşturan sizlere, yine " İyi ki Varsınız " diyeceğim varlığınızla tekrar gururlanarak....

Aranıza tipik bir kardeleni daha kattığınız için.... onlara ulaşabilecek kadar sorumluluklarınıza sahip çıkarak aranızdaki mesafeler ne kadar çok olsa da onlara ulaşabildiğiniz için her birinize çok teşekkürler...

Hani hep derim sana...


Öbür dünyanın nuruna kavuşmayı hayal etmek yerine bu dünyada ışık saçmayı yeğleyen
Türkan Saylan'ı anımsatıyorsunuz bana diye...”

Sözlerini ülkemizde yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen daha iyi günler görebilmek adına ufak da olsa kalplere kattığımız  umut ve huzur için teşekkür ederek tamamlıyor Nural Gencoğlu. Arzu’muzun derslerinin çok olduğunu ve durmadan çalıştığı haberlerini aldığı gün geç de olsa yine huzurlu uyuyacağını eklemeden geçemiyor.

Bunları duyduğumuz zaman, bu gerçek hikayelerin tam içinden geçtiğimizi anladığımızda daha çok öyküler yazmak istiyoruz. Bir minik için düştüğümüz bu zorlu yolda, deniz yıldızları kıyılarımıza vurdukça onları tekrar denize nasıl kavuşturacağımızın telaşını ve çaresizliğini yaşıyorken bir köprü uzandı ta uzaklardan. Birer birer indiler merdivenlerden ve herbiri bir denizyıldızını tutup atarken denize, kulaklarımıza fısıldadılar “yanınızdayız”  ve hep yanımızda oldular. Bridge to Turkiye Fund’lu arkadaşlarımızdı bunlar. Bir baktık ki  beraberce, deniz yıldızlarımızın sayısı neredeyse 22’ye ulaşmış.

Tek amacımız topluma iyi, eğitimli, donanımlı, geleneksel değerlerimizin yanında evrensel değerlerle harmanlanmış, geleceğin çağdaş ve aydınlık yüzlerini kazandırmak, Mustafa Kemal’in düşlediği gibi.

Hep söylediğimiz bir şey var. 

“ Çocuklar geleceğe gönderilen ve belki de asla görülemeyecek mesajlardır”. 

Biz bunun için sorumluluk almaya hazırız. Bizi bekleyen birlerinin olduğunu hiç unutmadan…

Pınar Başak Kıyma
BBBV Türkçe Editörü